22 Ağustos 2013 Perşembe

Kitap- İsimle Ateş Arasında

Bugün "Kitap Günü" ilan ediyorum ve sizlerle bir zamanlar okurken mest olduğum başlıktaki kitaptan not aldığım satırları paylaşıyorum :)

Hoşçakalın :)


“Aykırı gerçeği ile yüz yüze gelen ruhun hissettiği tedirginlikle sevdim ben.”

“Bulduğuyla yetinmezken, benim bilmediğim şeyleri bilirken çok sevdim onu.”

“Sırra yakın ama onu bilmekten henüz uzaktayken. Henüz bir yığın ayrıntının güzelliği arasında oyalanırken.”

“Senin de, derdim, Nihâde, söyle kalbine kuşlar konuyor, lâleler açıyor mu?”
“Seni seviyorum demek ruhun ve bedenin bütün zerreleri zikre susamışken, söylenmezse ölmek demekti. Söylemem değildi mesele, söylemezsem ölmemdi.”

“Ve Nur’u özlemekten başka bir sözcükle özlediğimi, çok özlediğimi. Hiç yazmadım.”

“Aşkı besleyen en büyük ateşin inanmak olduğunun bilgisiyle, inanmak istedim ama sadece inanmıyorum, diyebildim.”

“Bana ne yaptığını ihtimal ki hiç anlamadı. Anlamadığı için suçsuzdu. Ama anlamadığı için yine de o suçluydu.”

“Belki aşk hiç suçlamamanın adıydı. Bunu da ben başaramadım. Çünkü ben, azgın denizlerin dalgalarına kapılan toprak parçaları gibi aklın istilâsına uğradım.”

“Akletmenin yaman istilâsına uğradım ben. Aşkı kalbimle değil aklımla onaylamanın telâşına düştüm ben. Oysa kalbin tafsilâtı ancak kalp olduğunda sükûnet var. Kalbin tafsilâtı fikr olunca muamma.”

“Belli ki aşkların da devletler gibi ömrü vardı. Doğuyor, büyüyor ve ölüyorlardı. Ama aşklar ölüyordu da âşıklar sağ kalıyordu.”


                                                                                                                              
“Ama ben, bu kemter kul. Yapamadım. Eşiğin bir adı da acıydı, aşamadım. Ödünç aldığı ışığın safiyetini kaybedince kayboldu aşkımın masumiyeti. Keşke aşkı saf olmayana da rıza olarak tanımlasaydım.”

“Aşkı ve dahi onu kalbinde taşıyacak olanların tümünü yaratan kuşku yok ki; âşıklar, gerçek aşkın mahiyetini ve kaynağını önünden bulutlar çekilen  dolunay gibi fark etsinler diye, birbirlerine bitimsiz bir aşkla bağlanmasınlar diye, aşkı bitimli kılmıştı. Bitmemesi aşkın,  ancak onu yaratanın fark edilmesi anlamına geliyordu. Çünkü bitimsiz olan sadece O’ydu.”

“Yağmur kuşları yağmur, bulutlar sevda getirmezken ve sim-keşler sim, hû-çekenler hû çekmezken.”

“Söyleyen söylemiş zaten, ‘Aklın düzenlediği defterleri aşk ateşe verirken’, geriye bir avuç kül bile kalmıyorken ve kaybedecek bir şey de kalmamışken.”
“Öğreniyordum ki. Aşkın alevi de olsa imanın ateşi de olsa eğer beslenmezse her ateş sönüyordu.”

“Sadece olanı ve biteni anlatmayan tarih, yenenlerin, düne baktığında görmek istediği ve yarınlara göstermek istediği tarih. Belge diyor tarihçi. Nedir ki belge? Bizi yenenin, sizin görmenize izin verdiği şey değil mi? Belge, sadece onun korumaya karar verdiği değil mi? Gördüğünüz, görmenize izin verilen şeyden ibaret değil mi? Kalemi elinde tutan taraf, şayet zamanın en vahşi savaşını barış için başlattığını belgelere şerh düşerse belgeyi kim ne yapsın?”

“Meğer ki merakı aykırı, bakışı aykırı, yazısı aykırı bir kadının şefkat eli.
Şefkatle de tarih olmuyor ki!”

“Yalan değildi aşkın birbirine uymayan iki tanımının olduğu. Bu tanımlardan biri sorgusuz sualsiz teslimiyet anlamına gelirken, diğerinin, sorgusuz sualsiz teslimiyetin kurulumu demek olduğu. Böylece aşkın mutlak tanımının mümkünler âleminde nâ-mümkün olduğu.”

Nazan BEKİROĞLU- İsimle Ateş Arasında 

2 yorum:

  1. tatlım bu yazı stilin daha iyi olmuş, kalın olması yani ..

    YanıtlaSil
  2. “Senin de, derdim, Nihâde, söyle kalbine kuşlar konuyor, lâleler açıyor mu?”
    “Ve Nur’u özlemekten başka bir sözcükle özlediğimi, çok özlediğimi. Hiç yazmadım.”

    Kitap kurtlarının satır çizmesi , not alması ve paylaşması... Her daim özendiğim ama üşengeçlikten beceremediğim eylemler silsilesi.

    YanıtlaSil

iyi ya da kötü yorum yazmaya karar verdiğiniz için teşekkürler :)